KITIR Unlu Mamüllerine Hoşgeldiniz

Kaliteli ve güleryüzlü bir hizmet için burdayız.

  • Kıtır Unlu mamuler inş.tarım.turizm.tic.san.ltd.şti,2009 yıl ı Nisan ayında Antalya da kurulmuştur.
  • Misyonumuz; Unlu mamul ve Ekmek üretiminde Katkısız ve doğal ürünleri en yüksek hassasiyetle sağlıklı olarak,bugüne dek gelen üretim sistemlerinin dışında üretmek ve pazara sunmak.
  • Vizyonumuz; Unlu mamul ve Ekmek üretimi dalında,deneyim ve bilginin harmanlanması ile yeni tatların %100 katkısız ve doğal olarak hazırlanması,sürekli olarak gelişen yenilikleri takip ve profosyonel altyapıya sahip bir şirket olmaktır.
  • Şirketimiz ISO 9001:2008 ve ISO 22000:2005 UDEM/TÜRKAK Kalite belgelerine sahiptir.


" Özel Glutensiz ekmeğimiz hizmetinize sunulmuştur. "


ÇÖLYAK HASTALIĞI NEDİR ?

Çölyak Hastalığı ince bağırsağın, GLUTEN adlı proteine karşı ömür boyu süren ve kronikleşen alerjisi, hassasiyetidir. Buğday, Arpa, Çavdar ve Yulaf gibi tahıllar GLUTEN içerir. Alınan gıda, ince bağırsakta bileşenlerine ayrıştırılıp bağırsak mukozası üzerinden kana karışır. Vücudumuzun yeterince gıda alabilmesi, ince bağırsakta çok sayıda bulunan ve VİLLUS çıkıntıları olarak adlandırılan kıvrımlar tarafından sağlanır. Çölyak Hastaları glutenli yiyecekler tükettiklerinde bağırsak mukozasında alerji nedeniyle villus çıkıntıları ve kıvrımları tahrip olarak azalır ve küçülürler. Böylece bağırsak yüzölçümü gittikçe azalır ve alınan gıdalar emilemez hale gelir. Sonuçta beslenme yetersizliği, arkasından da hastalık belirtileri ortaya çıkar.

Önemli Bilgiler

Gluten içermesi ihtimali olan yiyeceklerin Glutensiz gıda maddeleri ile aynı yerde bulunmaması önemlidir. Glutenli gıdaların glutensiz gıdalara temas etmemesi için bu maddeleri hemen ayırın. Yemek hazırlığı sırasında glutenli gıdalara değmiş, bulaşmış çatal kaşık süzgeç tabak v.s gereçler kesinlikle Çölyaklı kişilerin gıdalarına dokundurulmamalıdır. İnce bağırsakta tahribata yol açarak hastalıklara neden olabilmesi için bir çay kaşığı un, buğday ya da bulgurun sekizde biri yeterli olmaktadır. Yani bu miktar bile zararlıdır.

BELİRTİLER

Çölyak hastalığının belirtileri geniş bir yelpazeye yayılır.

  • Karın Bölgesinde öne doğru şişkinlik
  • Yaşa göre kilo azlığı
  • Kas zayıflığı
  • Kansızlık
  • Dışkıda anormallik, büyük tuvalet ihtiyacı artması
  • Kusma
  • Bezginlik
  • İştahsızlık
  • Büyüme geriliği
  • Ağız içinde oluşan aftlar
  • İştahsızlık, gaz şikayetleri
  • Eklem ve kemik ağrıları
  • Sinirlilik
  • Ciltte kaşıntılı döküntüler

TANI YÖNTEMİ

Çölyak hastalığı her yaşta teşhis edilebilmektedir. Çoğunlukla belirtiler ilişkili bir başka hastalığı da düşündürmektedir. Erken osteoproz, kansızlık, teşhis edilmemiş Laktoz alerjisi gibi. Çölyak hastalığının insan sağlığı üzerinde önem taşıyan birçok değişimlere neden olmasından dolayı doğru teşhisi önemlidir. Kan testleri ve sonrasında ince bağırsak biyopsisi ile kesin tanı konulmaktadır. Çölyak Hastalığı Alerji Testleri, Rezonans ve Homeopati v.b yöntemlerle teşhis edilemez.

TEDAVİ ŞEKLİ

Çölyak hastalığının tek tedavisi GLUTENSİZ sıkı bir diyettir. Diyetin sıkı bir şekilde uygulanması ile düzleşen ince bağırsak yüzeyi normal şeklini ve işlevini tekrar kazanmaktadır. Çok az miktarda alınan gluten bağısaklardaki tahribatın tekrarlamasına neden olur. Glutensiz sıkı bir diyetin uygulanması süesince Çölyak hastasının genellikle bir şikayeti olmaz. Beslenme tarzının değiştirilmesinin ardından genelde kısa b ir süre içerisinde şikayetler belirgin şekilde azalır. Şikayetlerin tamamen kaybolma süresi ince bağırsaktaki tahribat derecesi, hastanın yaşı, ve diğer faktörlere göre değişkenlik gösterebilir. Gluten içeren gıdalardan kaynaklanan, hissedilebilir şikayetler çoğunlukla uzun süreler sonrası hatta bazen yıllar sonra kendini gösterir. Diyetin bozulması ya da terk edilmesi tedavi edilmesi çok daha zor olan ağır hastalıklara neden olabilir. Çölyak Biorezonans ya da Alternatif Tıp yöntemleri ile tedavi edilemez. 2014 yılı itibariyle bilinen, kanıtlanmış tek tedavi yöntemi GLUTENSİZ DİYETTİR. Diyetin uygulanmasında yapılan ihlal ya da ihmallere rağmen hasta tarafından hissedilebilir şikayetlerin oluşmaması, asla, glutensiz diyetten vazgeçilmesi anlamına gelmez.

Kaynak :www.colyak.org.tr


" Özel günlerinizde tulumba ve lokma dökülür. "


Ekmeğin serüveni

Günümüzede insanların temel gıdası olan ekmek, bilindiği gibi tarih öncesi çağlardan beri genellikle buğday, çavdar, yulaf gibi tahılların öğütülmesi sonucu oluşan çeşitli unların suyla yoğurularak önce hamur haline getirilmesi sonra da hamurun mayalanıp pişirilmesiyle elde edilmektedir. Dünyanın çeşitli bölgelerinde farklı zamanlarda ve mekanlarda, farklı unlar ve farklı tekniklerle hazırlanan çok değişik ekmek çeşitleri olsa da, ekmeğin genel olarak ve özellikle yerleşik ve uygar insanın bir yiyeceği olduğunu görüyoruz.

İnsan emeğinin teri hep var!

Dünyada en çok üretilen ve tüketilen temel besin kaynağı olan ekmeğin tarladan sofraya gelişi pek kolay olmamıştır. 10 bin yıl öncesinden günümüze, tarımda büyük ilerlemeler kaydedilmiş, tarla sürmeden ekin biçmeye, hasattan değirmende öğütmeye, hamur yapmaktan pişirmeye kadar teknolojik alanda çok önemli aşamalar yaşanmıştır. Ne var ki tüm bu gelişmelere karşın ekmeğin özünde olan insan emeğinin teri hiç kurumamıştır.

Kritik oran: % 72 kabuk ve kepek

Anadolu’da daha M.Ö.6800’lerde, Çatalhöyük’te ekmeklik buğday çeşitlerinin ekildiği kanıtlanmıştır. Bugün de ülkemizde en çok buğday unundan ekmek yapılmaktadır. Modern değirmenlerde öğütülen buğdayın kabuklarının ve kepeğinin yüzde 72 ve altında bir oranla ayrılmasıyla beyaz un elde edilmektedir. Kepek oranı yüzde 72 ve üstünde olursa esmer un niteliği oluşmaktadır. Esmer un ise doğal olarak daha besleyicidir. Çünkü buğdayın kabuğundaki ve özündeki; vitamin, mineral, yağ ve lif kaybolmamıştır. Ancak kepekli un, tohum özü yağı içerdiği için giderek ekşir ve bu unun uzun süre saklanmasını zorlaştırır. Ekmeğe esnekliğini, kabarıklığını ve hafif kıvamını veren, kabuğun dokusunda yer alan ve pişirmenin hararetiyle sertleşen ‘ağ örgüsünü’ oluşturan gluten kompleksidir. Buğday ununda bulunan proteinlerden glutamin ve prolamin, suyun eklenmesi ve yoğurmayla elastiki ve yumuşak hamurun oluşmasını sağlar. Eklenen mayanın oluşturduğu gazlar ise gluten kompleksinin hamura eşit bir biçimde yayılmasını kolaylaştırır ve hamurun kabarmasını sağlar. Kabarmış hamur yüksek sıcaklıktaki fırına konduğunda ısının etkisiyle genişleyen gaz, hamuru biraz daha kabartarak hamurun içinin pişmesini sağlar. İşte bu süreç bizim soframızdan eksik etmediğimiz sofra ekmeğinin yapılış öyküsüdür. Ekmeğin kalitesi ve besin değeri bu süreçlerde kullanılan unun çeşidine, oluşan gluten kompleksine ve pişirilme ısısına bağlıdır.

Enerjimizin büyük bölümünü ekmekten sağlıyoruz.

Ülkemizde kişi başına yılda ortalama 190 -300 kilo ekmek tüketiliyor. Yani günde yaklaşık 300-600 gram ekmek yiyoruz. Günlük enerjimizin % 44'ü doğrudan ekmekten, % 58'i ise ekmek ve diğer tahıllardan gelmektedir. Her ne kadar zayıflamak istediğimizde kendimize yasakladığımız ilk besin ekmek olsa da bu önemli bir gerçeğimizdir.

Ülkemizde yaygın olarak buğday kabuğu (kepek) ve embriyonun (tahıl özü) ayrılması sonucu elde edilmiş beyaz undan yapılan ekmekler tüketilmektedir. Halbuki besin öğelerinden zengin olan kabuk ve embriyonun öğütülme esnasında ayrılması buğdayın dolayısıyla ekmeğin besin değerini azaltmaktadır. Bu nedenle toplumumuzun temel besin maddesi olan ekmeğin besin değerinin yükseltilmesi için halkımızın beslenme gereksinimleri göz önüne alınarak zenginleştirme yapılması hem bir zorunluluk hem de etkin bir çözümdür.